HZ.YUSUF’TAN ASRIMIZA DERSLER

"Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır." (Yusuf Suresi, 7)

Kuran; Allah'ın insanlara rehber olarak indirdiği, içinde en doğru açıklamaların yer aldığı, insanlara müjdeler veren, onları uyarıp korkutan ve onlara Allah'tan bir rahmet olan tek hak kitaptır. Dolayısıyla insanların öncelikli olarak okumaları ve öğrenmeleri gereken kitap Kuran'dır. Kuran'da Allah'ın hükümlerinin yanı sıra pek çok konuda insanlara en doğru bilgiler aktarılır. Hz. Yusuf kıssası da bunlardan biridir. Hz. Yusuf'un hayatı, tebliğ yöntemleri ve örnek tevekkülü iman edenler için asrımıza ulaşan hikmetli birer örnektir.

Hz. Muhammed (sav)'e ilk vahyin inmesinden bu yana, her asırda yaşayan tüm insanlara hitap etmesi Kuran'ın en büyük mucizelerinden biridir. Allah Kuran'ı, kıyamete kadar insanlara değişmeyecek bir yol gösterici ve bir hidayet rehberi olarak indirmiştir. (Hicr Suresi, 9) Allah Kuran'da geçmiş peygamberlerin hayatlarından bölümlere yer vermiş, önemli hikmetler bildirmiştir. Her peygamber kıssası, hem imani dersler hem de içinde yaşadığımız toplumda ve devirde nasıl davranmamız gerektiğini gösteren örnekler içerir. Bu kıssaları detaylı olarak öğrenmek, hikmetlerini kavramaya çalışmak, bu kavrayış için Allah'a dua etmek, her Müslümanın görevidir.

Hz. Yusuf'un hayatı ve mücadelesi de Müslümanların öğrenmeleri ve hikmetlerini düşünmeleri gereken peygamber kıssalarından biridir. Hz. Yusuf'un bir özelliği, Kuran'da hayatı hakkında en çok detay verilen birkaç peygamberden biri olmasıdır. Kuran'ın uzun surelerinden biri olan Yusuf Suresi'nin tamamına yakınında, Hz. Yusuf'un ve ailesinin hayatı bildirilmektedir. Surenin başlarında ise, Rabbimiz bu kıssanın önemli delil ve hikmetler içerdiğini şöyle bildirmektedir:

"Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır." (Yusuf Suresi, 7)

Hz. Yusuf Kıssasındaki Hikmetler

Peygamber kıssalarının hikmetlerinden biri ayetlerin sadece geçtiği zamanın olaylarını anlatması değil, tüm zamanlarda, yani gelecekte de insanlara bazı dersler vermesi ve yaşanabilecek olaylara işaretlerde bulunmasıdır. "Yusuf Kıssası" da bu açıdan birçok mana taşır.

Hz. Yusuf'un hayatına bakıldığında, hemen her dönemde Müslümanların benzer zorluklar yaşadıkları, inkarcılar tarafından bazı iftiralara maruz kaldıkları, sabretmeleri ve tevekküllü olmaları gereken çok fazla durumla karşılaştıkları görülür. Hz. Yusuf, küçük yaşta iken kardeşleri tarafından bir kuyuya atılmak, sonra iftiraya uğramak ve uzun yıllar hapiste kalmak gibi (Yusuf Suresi, 35), çeşitli zorluklarla denenmiştir. Allah Hz. Yusuf'a kurulan onca tuzaktan sonra, onu bulunduğu ülkenin hazinelerinin başına geçirmiş; ona güç, mal ve iktidar vermiştir (Yusuf Suresi, 56). Allah'ın kanunu her konuda olduğu gibi bu konuda da geçerlidir. Allah yaşadıkları zorlukların ardından müminleri güvenliğe kavuşturacağını bir ayetinde şöyle vaat etmiştir:

"Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır." (Nur Suresi, 55)

Diğer peygamber kıssalarını olduğu gibi Hz. Yusuf kıssasını okuyan müminler de pek çok müjdeyle karşılaşır, birçok ders alırlar. Bu nedenle her mümin bu kıssaları okumalı, onlardaki hikmetleri çözmeye çalışmalıdır.

Hz. Yusuf'un Çocukken Gördüğü Rüya

Hz. Yusuf daha çocukken bir rüya görmüş ve rüyasının yorumunu babasına sormuştur. Babası Hz. Yakup ise Hz. Yusuf'un rüyasıyla ilgili yorum yapmış ve onu güzel haberlerle müjdelemiştir. Ancak bununla birlikte rüyasını diğer kardeşlerine anlatmaması konusunda kendisini uyarmıştır. Bu olay Kuran'da şu şekilde bildirilmiştir:

"Hani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti. (Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır. Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Yusuf Suresi, 4-6)

Hz. Yakup ilim sahibi, ferasetli mübarek bir insandır. Dolayısıyla, diğer oğullarının güven vermeyen tavırlarının, karakterlerinin fitne çıkarmaya müsait olduğunun ve Hz. Yusuf'a duydukları kıskançlığın farkındadır. Onları çok iyi tanıdığı için Hz. Yusuf'a tuzak kurabileceklerini tahmin etmiş; bu nedenle Hz. Yusuf'a, gördüğü rüyayı kardeşlerine anlatmamasını söylemiştir. Şeytanın insanın en büyük düşmanı olduğuna dikkat çekmiş ve Hz. Yusuf'a her zaman şeytanın tuzaklarına karşı temkinli olmasını öğütlemiştir.

Bu kıssadan çıkarılacak derslerden biri Müslümanların, fitne çıkarmaya müsait, din ahlakı konusunda gevşek olan insanların yanında dikkatli olmaları, Müslümanlarla ilgili olabilecek güzel gelişmeleri böyle kişilere anlatmamaları gerektiğidir. Zira müminlerin nimete kavuşmaları, gelişmeleri, güçlenmeleri, iyi bir konuma gelmeleri samimi iman sahiplerini çok sevindirir, fakat kalbinde hastalık olan, münafık karakterli insanları çok rahatsız eder. Bu tür kişiler din ahlakının ve müminlerin menfaatini istemeyecekleri için onların gelişmelerini engellemek ister ve hatta bunu yapabilmek için müminlere düşman olan kişilerle işbirliği dahi yaparlar. Münafık karakterli kişilerin bu durumunu Allah bir ayetinde şöyle haber vermiştir:

"Sana iyilik dokunursa, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler." (Tevbe Suresi, 50)

Kıskançlığın İnsanları Sürüklediği Durum

Kıssanın devamında Hz. Yakup'un Hz. Yusuf'u uyarmakta haklı olduğu açık bir şekilde bildirilmektedir. Kardeşleri Hz. Yusuf'u ve küçük erkek kardeşlerini babalarından kıskanmışlardır. İçlerindeki bu kıskançlık öylesine şiddetlidir ki, sonunda Hz. Yusuf'a tuzak kurmuşlardır. Bu da Hz. Yusuf'un kardeşlerinin İslam ahlakından uzak olduklarının ve mümin tavrı sergilemediklerinin bir diğer göstergesidir. Onların kurdukları bu tuzak ve Hz. Yusuf'a yaptıkları Kuran'da şöyle bildirilir:

"Onlar şöyle demişti: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysa ki biz, birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir. Öldürün Yusuf'u veya onu bir yere atıp-bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." (Yusuf Suresi, 8-9)

Ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, kardeşlerinin Hz. Yusuf'a tuzak kurmalarındaki en büyük etken kıskançlıktı. Babalarının Hz. Yusuf'u ve kardeşini daha çok seviyor olduğunu düşünmeleri onları bu kıskançlığa itmekteydi. Yalnızca kendilerine yönelik bir sevgi istiyorlar; kendilerinin sayıca çok oluşları ve birbirlerini pekiştirmeleri nedeniyle sevgiye daha çok hak sahibi olduklarını sanıyorlardı.

Elbette ki bu, son derece çarpık bir mantıktır. Çünkü Kuran ahlakına göre müminlerin birbirlerini sevmedeki tek ölçüleri takvadır. Kim takvaca üstünse, kim Allah'tan daha çok korkuyor ve O'nun sınırlarını en titiz biçimde koruyorsa, kim en güzel ahlakı gösteriyorsa müminler doğal olarak en çok o kişiyi severler. Müminlerin sevgi anlayışları bu şekildedir. Açıktır ki, Hz. Yakup da oğullarına sevgi yöneltirken bunu ölçü almıştır. Hz. Yusuf diğer oğullarından çok daha takva ve güzel ahlaklı olduğu için bu durumda onu en çok sevmesi son derece doğaldır. Fakat Hz. Yusuf'un kardeşleri bu gerçeği anlayabilecek bir ahlaka sahip olmadıkları için, babalarının Hz. Yusuf'a ve kardeşine olan sevgisini de anlayamamışlardır. Bu da onların Hz. Yusuf'u kıskanarak öldürmek istemelerine neden olmuştur.

Görüldüğü gibi kıskançlık insanı sapkın davranışlara sevk eden ve titizlikle kaçınılması gereken bir kötü ahlak özelliğidir. İnsanlara sahip oldukları tüm özellikleri Allah'ın verdiğini göz ardı eden ve bu nedenle başkasının kendisinden herhangi bir yönüyle daha üstün olmasını kabullenemeyen kişiler büyük bir kıskançlığa kapılabilirler. Ancak bu büyük bir yanılgıdır. Unutulmamalıdır ki kendisini Hz. Adem'den üstün gördüğü için ona secde etmeyen ve Yüce Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılan şeytanı böyle bir kötülüğe iten de kıskançlığıdır. Allah insanın nefsinin kıskançlığa eğilimli olarak yaratıldığını bildirmiştir. Bu Rabbimiz'in bir imtihanıdır. Yüce Allah'tan korkan tüm müminlerin şiddetle kıskançlıktan sakınması gerekir. Bir ayette bu gerçek şöyle bildirilmiştir:

"…Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır." (Nisa Suresi, 128)

Hz. Yusuf'un Kardeşlerinin Sahte Delil Getirmeleri

Hz. Yusuf'u kuyuya attıktan sonra ağlar vaziyette babaları Hz. Yakub'un yanına gelen kardeşleri, Hz. Yusuf'u kurdun yediği yalanını söylemişlerdir. (Yusuf Suresi, 16-17) Ancak Hz. Yusuf'un kardeşleri aslında inandırıcı olmadıklarının farkındadırlar. Bunun için kendilerini inandırıcı kılacağını düşündükleri sahte bir delil getirmişlerdir. Üzerine kan sürerek Hz. Yusuf'un gömleğini babalarına göstermişler, onun gerçekten öldüğü izlenimini vermeye çalışmışlardır.

Bu olay, Müslümanlara karşı tuzak kuran insanların, sahte deliller üreterek komplo hazırlayabileceklerine dair de bir işarettir. Bu yönteme karşı sakınmak, bilinçli olmak ve "Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın..." (Hucurat Suresi, 6) hükmü gereğince, öne sürülen sözde delili iyice incelemek gerekmektedir.

Ancak Hz. Yakup kendilerine inanmamış, onların oyunlarını fark etmiş ve bunun onlar tarafından düzülüp uydurulmuş bir yalan olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu durum Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. "Nefsiniz, sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş..." (Yusuf Suresi, 18)

Ayette bildirildiğine göre Hz. Yakup, oğullarına, "Nefsiniz sizi yanıltıp böyle bir işe sürüklemiş" derken, insanın nefsine uyduğu takdirde çok kötü işler işleyebileceğine, nefsin insanı yanıltabileceğine ve tüm bu kötülüklerin nefse uymaktan kaynaklandığına dikkat çekmiştir.

Bu, müminlerin de üzerinde mutlaka düşünmeleri gereken bir gerçektir. Çünkü nefis insanı kötülüklere sürükler, insanın her an uyanık ve dikkatli olması, nefsinin telkinlerine değil vicdanının sesine uyması gerekir. Ayrıca bu ayetten anlaşılan bir diğer hikmet, münafık karakterli insanların, nefislerinin kontrolünde hareket ettikleridir.

Burada en dikkat çeken hususlardan biri de Hz. Yakup'un gösterdiği tevekküllü davranıştır. Bu davranış, müminlerin her an her şartta yalnızca Allah'a dayanıp güvenmeleri ve sabretmeleri gerektiğini gösteren önemli bir örnektir. Çünkü görüldüğü üzere aslında Hz. Yakup, oğullarının Hz. Yusuf'a bir tuzak kurduklarının farkındadır. Fakat kendisi son derece itidalli ve sabırlı davranarak, yardımı Allah'tan istemektedir.

Kuran'da Hz. Yakup'un zalim oğullarına söylediği bildirilen şu söz, kendisinin salih, kamil ve mübarek bir insan olduğunu ve müminlerin bu tarz durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini bir kez daha göstermektedir:

"...Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır." (Yusuf Suresi, 18)

Nefis Kötülüğü Emredendir

Kardeşleri Hz. Yusuf'u kuyuya attıktan sonra onu bir kafile bulmuştur. Kafile tarafından köle olarak Mısırlı bir kişiye satıldıktan sonra da, Allah bu kişinin vesilesiyle Hz. Yusuf'u koruma altına alarak onun güzel bir şekilde bakılmasını ve büyütülmesini sağlamıştır. Erginlik çağına eriştiğinde ise, evinde kalmakta olduğu kadın (Mısırlı azizin karısı) tarafından çirkin bir iftiraya uğramış ve zindana atılarak uzun yıllar orada kalmıştır. Ancak Allah'ın izin verdiği vakit, kendisine atılan iftira ve Hz. Yusuf'un suçsuz olduğu açığa çıktığında Kuran'da Hz. Yusuf'un şunları söylediği haber verilmiştir:

"(Yusuf aracıya şunu söyledi:) "Bu, (itiraf Vezirin) yokluğunda gerçekten kendisine ihanet etmediğimi ve gerçekten Allah'ın ihanet edenlerin hileli-düzenlerini başarıya ulaştırmadığını kendisinin de bilip öğrenmesi içindi. (Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir." (Yusuf Suresi, 52-53)

Görüldüğü gibi, Hz. Yusuf etrafındakilere Allah'ı hatırlatarak tebliğ yapmıştır. Allah'ın ihanet edenlerin hileli düzenlerini başarıya ulaştırmadığını söylemekle aslında, bu olayı açığa kavuşturanın Allah olduğunu da vurgulamaktadır. Çünkü Hz. Yusuf'a atılan iftiranın ortaya çıkması Allah'ın izniyle olmuştur. Hükümdar ve insanlar gerçekleri Allah'ın dilediği anda ve Allah'ın dilediği şekilde öğrenmişlerdir. Her an her saniye Allah'ın takdir ettiği kader işlemektedir, bu olayların yaşanması en hayırlı ve en güzelidir.

Bununla birlikte Hz. Yusuf'un son ayette söylediği bildirilen ifade de son derece önemlidir. Haklılığı böylesine ortada olmasına, kendisine açık bir iftira atılmasına, bundan dolayı nice yıllar zindanda kalmasına ve kendisi Allah'ın peygamberlik vererek yücelttiği bir kul olmasına rağmen, Hz. Yusuf nefsini temize çıkarmaktan sakınmıştır. Üstelik bununla birlikte çok önemli bir gerçeği de açıklamıştır: "Allah'ın esirgedikleri dışında nefsin var gücüyle kötülüğü emretmesi".

Bu, tüm müminlerin hayatlarının her anında dikkatli olmaları gereken bir durumdur. Çünkü her insan nefis sahibidir ve insanlar hayatları boyunca, yaşamlarının her anında Allah'ın denemesinden geçirilirler. Kimi zaman insanın nefsiyle vicdanı çatışır ve insan ikisinden birinin telkinine uyar. Müminler her durumda büyük bir itinayla kendilerini Allah'ın rızasına çağıran vicdanlarının sesini dinlerler. İnkar edenler ise nefislerinin boyunduruğu altında yaşarlar.

Her Ortamda Mümin Ahlakı Göstermek

Hz. Yusuf kıssasında dikkat çeken önemli hususlardan biri de, Hz. Yusuf'un zindanda da olsa her zaman mümin ahlakı sergilemiş olmasıdır. Hz. Yusuf bir mümine yakışan en üstün ahlakı sergileyerek zindanda geçirdiği süre boyunca aynı zamanda ahlakı ve tavırlarıyla da tebliğ yapmıştır. Hz. Yusuf kardeşleri tarafından kuyuya atıldıktan, bir köle olarak Mısırlı kişiye satıldıktan ve bir iftira sonucu zindana konulduktan sonra dahi asla ümitsizliğe kapılmamış, zindanda olduğu uzun süre boyunca da her zaman ümitvar, güzel ve dirayetli bir ahlak sergilemiştir. Kuran'da Hz. Yusuf'un bu üstün ahlakı ile zindandaki kişileri etkilediği şöyle haber verilmiştir:

"(Zindana gidip:) "Yusuf, ey doğru (sözlü insan).. Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar." (Yusuf Suresi, 46)

Ayette zindan arkadaşının Hz. Yusuf'a "Ey doğru (sözlü insan)" şeklinde hitap ettiği bildirilmektedir. Bu ifadeden Hz. Yusuf'un mümin karakterinin ve güzel ahlakının zindanda dahi insanlar tarafından rahatça fark edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Yusuf'un her peygamber gibi, karşısındaki insanlara güven veren bir tavrı vardır.

Hiçbir Olay Karşısında Kin ve Nefret Duymamak

Hz. Yusuf Mısır'da iktidar sahibi kılındıktan sonra kardeşleriyle karşılaştığında, kardeşleri bir müddet sonra onun kim olduğunu anlamışlardır. Bu durum ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

"(Yusuf) Dedi ki: "Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" "Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufda bulundu.
Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz." Dediler ki: "Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik."
(Yusuf Suresi, 89-91)

Ayetteki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, Hz. Yusuf'un kardeşleri, o anda geçmişte Hz. Yusuf'a karşı yaptıklarının bir nevi muhasebesini yapıp, pişman olduklarını ve hata ettiklerini belirtmişlerdir. Allah'ın Hz. Yusuf'u seçtiğini kabul etmişlerdir. Burada önemli bir gerçek vurgulanmaktadır:

Seçmek Allah'a aittir. Bu gerçek Kuran'da "Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir..." (Kasas Suresi, 68) ayetiyle de bildirilmektedir.

Kuran'da Hz. Yusuf'un ise, kardeşlerine şu cevabı verdiği bildirilmiştir:

"Dedi ki: "Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın. O, merhametlilerin (en) merhametlisidir." (Yusuf Suresi, 92)

Ayetten anlaşıldığı üzere Hz. Yusuf, istese onlara ceza verebilecek konumda olmasına rağmen, kardeşlerini herhangi bir sorgulamaya tabi tutmamıştır. Hatta kardeşleri için Allah'tan bağışlama dilemiş, onlara Allah'ın merhametlilerin en merhametlisi olduğunu hatırlatmıştır.

Ayrıca bir diğer ayette bildirildiği üzere Hz. Yusuf "…Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur." (Yusuf Suresi, 100) ifadesini kullanarak gerçekte kardeşleriyle aralarını bozanın şeytan olduğunu, kardeşlerinin şeytana uyarak hareket ettiklerini vurgulamıştır.

Hz. Yusuf'un bu tavrı, tüm müminler için çok önemli bir örnektir. Kuran ahlakına göre yaşamayan insanlar bu gibi durumlarda kindar davranarak, öç almaya kalkışabilirler. Müminler ise, Hz. Yusuf'un ahlakında görüldüğü gibi, kişisel haklar peşinde koşmaz, Allah'ı razı edecek ahlakın bağışlayan ve affeden bir tavır olduğunu bilirler. "Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir." (Araf Suresi, 199) ayetine uygun olarak, kötülükleri affeder ve kötülüğe iyilikle karşılık vererek üstün bir ahlak gösterirler.

Hz. Yusuf'un Samimi Duası

Hz. Yusuf daha önce de belirtildiği gibi Allah'a son derece bağlı, O'nu veli edinen ve hep Allah'ı zikreden, O'na sürekli şükreden bir kuldur. Bu gerçek Kuran'da, Hz. Yusuf'un söylediği bildirilen şu sözleriyle haber verilmiştir:

"Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat." (Yusuf Suresi, 101)

Hz. Yusuf'un ayette bildirilen duası ise, onun imanının ve Allah korkusunun bir diğer ifadesidir. Allah'ın seçtiği bir peygamber olmasına rağmen, Müslüman olarak ölebilmeyi ve salihlerin arasına girmeyi istemektedir. Allah'tan samimi bir şekilde korkmakta ve O'na ihtiyaç içinde dua etmektedir. Bu dua tüm müminlerin örnek alması gereken üstün bir ahlakın sonucudur.

Sonuç

Hz. Yusuf'un samimi duasının aktarılmasının ardından, Yusuf Kıssası aşağıdaki ayetle sona ermektedir:

"Bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin." (Yusuf Suresi, 102)

Allah Kuran'daki peygamber kıssalarıyla kullarına önemli hikmetler öğretmekte, hem de geçmişteki peygamberleri tanıyarak onları kendimize örnek almamızı kolaylaştırmaktadır. Peygamber kıssaları üzerinde derin şekilde tefekkür ederek, içinde bulundukları ortam ve gösterdikleri örnek tavırlar üzerinde düşünerek peygamberleri tanıyabilir ve onların üstün maneviyat, akıl ve ihlasından istifade edebiliriz.

Bu nedenle her insan, burada okuduklarını iyi düşünmelidir. Kuyuya atılan, ardından köle olarak ucuz bir fiyata satılan, çirkin bir iftiraya uğrayan, sonra suçsuz yere zindana atılan, zindanda da yıllar boyu kalan Hz. Yusuf'un sabrını, kararlılığını ve Allah'tan asla ümit kesmeyen üstün imanını düşünmeli ve ona göre kendisini gereksiz yılgınlıklardan ve ümitsizliklerden kurtarmalıdır. Hz. Yusuf'un, üst üste gelen ve zahirde her biri ayrı birer zorluk gibi gözüken bu olaylara rağmen, bir anda Allah'ın lütfuyla kurtulduğunu ve büyük bir nimete kavuştuğunu iyi düşünmelidir.

Günümüzde de yaşanan her olayda, aynen Hz. Yusuf'un hayatı gibi kusursuz bir İlahi planın işlediğini, Allah'ın her olayı hayır ve hikmetle yarattığını sakın unutmayın. Unutmayın ki Allah herşeye kadirdir ve kendisine iman edip samimi bir şekilde bağlanan, dinine hizmet etmek için ihlasla çalışan kullarının daima yardımcısıdır. Müminlere hiç umulmadık yerden hiç umulmadık nimetler verir, hesaba katmadıkları yönden onlara yardım eder. İnsanın tek vazifesi, bu gerçeğe samimi olarak iman etmek ve buna göre yaşamaktır.